Kudüs'ten Akdeniz'e: İsrail Türkiye'nin yükselişine karşı bölgesel ittifak arıyor
İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nde (INSS) misafir araştırmacı Muhammed Vattad, bir analizinde Ankara ile Tel Aviv arasındaki açık çatışmanın ardında bir ortak çıkarlar ağının gizlendiğini öne sürüyor
Kudüs – FİMED
İsrail, Türkiye'nin bölgedeki artan rolünü Ankara ile geçici bir siyasi anlaşmazlık olarak görmüyor; İsrailli analizler, Türkiye'nin özellikle Kudüs'te ve Doğu Akdeniz'de nüfuz ve liderlik konusunda bölgesel bir rakibe dönüşmesinden duyulan artan endişeyi ortaya koyuyor.
Yedioth Ahronoth'un sitesinde yayımlanan bir analizde, hukuk profesörü, Ramat Gan Akademik Koleji başkanı ve İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nde (INSS) misafir araştırmacı Muhammed Vattad, Ankara ile Tel Aviv arasındaki açık çatışmanın ardında bir ortak çıkarlar ağının gizlendiğini, ancak bunun İsrail çıkarlarına yönelik giderek büyüyen bir Türk meydan okuması olarak gördüğü durumu ortadan kaldırmadığını öne sürüyor.
Yazar, iletişim kanallarının ve ortak çıkarların korunması çağrısında bulunurken, aynı zamanda bölgesel ittifaklar ve ABD desteği aracılığıyla Türk nüfuzunu sınırlamaya yönelik net bir İsrail stratejisi ortaya koyuyor.
Kudüs: İsrail nüfuz konusunda bir Türk rakip görüyor
Kudüs, İsrail'in Türkiye'nin yükselişine ilişkin endişelerinin merkezinde yer alıyor. Analiz, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı TİKA ve bağlantılı kuruluşların faaliyetlerine değinerek Türkiye'nin Kudüs'teki Müslümanların hamisi olarak konumunu pekiştirmeye çalıştığını öne sürüyor; ortaya konan İsrail bakış açısına göre bu durum Ürdün'ün rolünün azalmasına ve kentteki Türk varlığının güçlenmesine yol açabilir.
Bu nedenle yazar, Ürdün ile ittifakın güçlendirilmesiyle eş zamanlı olarak Kudüs'teki Türk finansmanını ve faaliyetlerini sınırlamaya yönelik İsrail önlemleri öneriyor.
Bu nokta özellikle, İsrail perspektifinden meselenin yalnızca Türkiye'nin İsrail'e yönelik politikasıyla değil, Kudüs'te etki kurma kapasitesine kimin sahip olduğu ve kentte İslami ve siyasi ağırlık merkezini kimin temsil ettiğiyle ilgili olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye'nin kentteki varlığı genişledikçe, özellikle Türkiye'nin kendisini Kudüs'le tarihi ve siyasi bağı olan bölgesel bir güç olarak sunduğu bir ortamda, İsrail'in Ankara'nın inşa etmeye çalıştığı role karşı hassasiyeti artıyor.
Kudüs'ten Akdeniz'e: Hayati alan mücadelesi
Analiz, "Mavi Vatan" olarak bilinen Türk doktrininin Türkiye'nin deniz nüfuzunu genişletme ve Doğu Akdeniz'deki dengeleri yeniden şekillendirme hedefini yansıttığını değerlendiriyor; bu da İsrail'i Yunanistan ve Kıbrıs ile işbirliğini güçlendirmeye, bağlantı ve altyapı projelerini hızlandırmaya ve Washington ile koordineli bir deniz güvenliği mekanizması kurmaya itiyor.
Böylece Türkiye ile rekabet diplomatik bir anlaşmazlıktan hayati alan mücadelesine dönüşüyor: Bir yanda Kudüs, diğer yanda Akdeniz'deki deniz yolları, enerji ve ittifaklar.
İsrail bağımsız bir bölgesel gücün yükselişinden endişe ediyor
Bu yaklaşıma göre İsrail'in sorunu yalnızca Türkiye'nin mevcut tutumlarında değil, Türkiye'nin bölgesel dosyalarda bağımsız biçimde etki kurabilecek bir güç merkezine dönüşme ihtimalinde yatıyor.
Yazar, Türkiye'yi bölgesel güç statüsüne ulaşmayı hedefleyen bir ülke olarak tanımlıyor ve İsrail ile tam bir kopuşun Türkiye'nin stratejik arabulucu rolüne zarar verebileceğini ve Washington nezdindeki konumunu etkileyebileceğini düşünüyor.
Ankara'ya karşı doğrudan bir çatışmaya sürüklenmek yerine iletişim kanallarını korurken nüfuzunu sınırlamaya hazır olmaya dayalı bir politika izlenmesi yönündeki İsrail çağrısı da bu çerçevede okunabilir.
Washington: Tel Aviv'in istediği şemsiye
Analiz, Washington'un farklı dosyaları birbirine bağlayan bir unsur olduğunu, ABD yönetiminin Türkiye'yi İran'ı ve aşırılıkçı olarak gördüğü aktörleri dengeleyebilecek bir güç olarak gördüğünü ve Türkiye-İsrail gerginliğinin doğrudan askeri çatışmaya dönüşmesini engelleyen bir ABD sınırının bulunduğunu belirtiyor.
Bu nedenle yazar, İran tehdidiyle mücadeleye paralel olarak, "Türk yayılmacılığı" olarak adlandırdığı duruma karşı koymaya yönelik özel bir ABD-İsrail stratejik istihbarat diyaloğu çağrısında bulunuyor.
Suudi Arabistan, Ürdün, Yunanistan ve Kıbrıs: Bir çevreleme ağı
Analiz, İsrail ile Türkiye arasında tek başına bir çatışma önermiyor; aksine Türkiye'yi çevrelemek için bölgesel bir ağ kurulmasını savunuyor.
Kudüs'te, Ürdün, Türk nüfuzunun genişlemesine karşı temel ortak olarak öne çıkıyor.
Doğu Akdeniz'de, Yunanistan ve Kıbrıs, İsrail ittifakının iki dayanağı olarak öne sürülüyor.
Körfez'de, Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler hareketine ilişkin endişelerinden yararlanılarak potansiyel bir ortak olarak görülüyor.
ABD ise bu yolları birbirine bağlayan siyasi ve güvenlik şemsiyesi rolünü üstleniyor.
Böylece İsrail analizinin önerdiği harita, ikili bir anlaşmazlığın yönetiminden çok, Türk nüfuzunun siyasi ve güvenlik açısından kuşatılmasına yönelik bir stratejiye daha yakın görünüyor.
İsrail'in çelişkisi: İletişim kurmak zorunda olduğu bir rakip
Tüm bu endişelere rağmen analiz, özellikle denizcilik, ticaret, enerji ve bölgesel güvenlik alanlarında göz ardı edilmesi zor ortak çıkarların bulunduğunu kabul ediyor; Doğu Akdeniz'de ticaret yollarının istikrarının ve enerji altyapısının korunmasının her iki taraf için hayati çıkarlar olduğuna dikkat çekiyor.
Çelişki de burada yatıyor: İsrail, Türkiye'yi stratejik bir rakip olarak görüyor, ancak onu tecrit edilebilecek ya da tüm iletişim kanalları kesilebilecek geleneksel bir düşman gibi ele alamıyor.
Bu nedenle yazar, sessiz kanalları açık tutarken aynı zamanda Türk nüfuzunun genişlemesini engellemek için harekete geçmeye dayalı bir politika öneriyor.
Kudüs, bölgesel liderlik mücadelesinin merkezinde
Daha geniş bir okumayla bu İsrail vizyonu, Türkiye ile rekabetin ikili ilişkilerin sınırlarını aştığını ortaya koyuyor: Kudüs bu rekabetin en hassas alanlarından birini oluştururken, Doğu Akdeniz, Suriye, Kafkasya ve diğerleri nüfuz rekabetinin ek alanlarını oluşturuyor.
Bu yaklaşıma göre İsrail, Türkiye'nin bu dosyalardaki varlığının birikmesinin, özellikle Ankara siyasi, ekonomik, askeri ve dini nüfuzu bir araya getirmeyi başarırsa, İsrail'in hareket alanına meydan okuyabilecek bölgesel bir güç merkezi ortaya çıkarmasından endişe ediyor.
Bu nedenle analize göre Tel Aviv Türkiye'yi izlemekle yetinmiyor; Türkiye'nin artan nüfuzunu bölgesel liderliğe dönüştürme kapasitesini sınırlayacak yeni bir bölgesel düzenleme arıyor.
Sonuç
İsrail analizinin çizdiği tablo, yakın bir askeri çatışmadan çok uzun vadeli bir nüfuz mücadelesi.
Türkiye kendisini bağımsız bir bölgesel güç olarak sabitlemek istiyor; İsrail ise rakip herhangi bir bölgesel gücün çevresindeki nüfuz dengelerini yeniden çizmesini engellemek istiyor.
Bu rekabetin merkezinde Kudüs yer alıyor; yalnızca dini ya da siyasi bir dosya olarak değil, bölgesel nüfuzun sınandığı alanlardan biri olarak.
Kudüs'ten Akdeniz'e, İsrail'in Türkiye'nin yükselişini karşı ittifaklar, ABD ile koordinasyon ve Yunanistan, Kıbrıs, Ürdün ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin güçlendirilmesini gerektiren bir meydan okuma olarak ele almaya başladığı görülüyor.
Böylece kamuoyu önünde Türkiye-İsrail anlaşmazlığı gibi görünen şey, daha geniş hesaplarda, bölgesel düzenin biçimi ve önümüzdeki yıllarda bu düzende etkinin anahtarlarını kimin elinde tutacağı üzerine bir mücadelenin parçası olabilir.